20 Haziran Dünya Mülteciler Günü Basın Açıklaması

Mültecilik Bir Tercih Değil, Bir Hak Meselesidir: Ruh Sağlığı Temel Bir İnsan Hakkıdır

Bugün dünya, tarihin en büyük zorunlu yerinden edilme krizlerinden birini yaşamaktadır. Filistin’den Sudan’a, Lübnan’dan Myanmar’a, Kongo’dan Ukrayna’ya dünyanın birçok bölgesi savaşın ağır yıkımı ile karşı karşıyadır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) 2025 yılı sonu verilerine göre, dünya genelinde zorla yerinden edilmiş insan sayısı 117,8 milyona ulaşmıştır. Başka bir ifadeyle, bugün dünyada her 70 kişiden biri zorla yerinden edilmiştir. Bu rakamlar yalnızca istatistik değildir; her biri evinden, yakınlarından, eğitiminden, işinden, güvenlik duygusundan ve çoğu zaman geleceğe dair umutlarından koparılmış insan yaşamlarını temsil etmektedir.

Mültecilik deneyimi yalnızca fiziksel güvenliğin kaybı anlamına gelmez. Savaş, işkence, kayıp, ayrımcılık, aile parçalanması, yoksulluk, belirsizlik ve sosyal dışlanma gibi etkenler, ruh sağlığı üzerinde derin ve uzun süreli etkiler bırakır. Güncel bilimsel veriler, mülteciler arasında travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve anksiyete bozukluklarının toplum ortalamalarının çok üzerinde görüldüğünü ortaya koymaktadır. 

Göç sonrası güvencesiz yaşam koşulları, yasal belirsizlikler, ayrımcılık, dil engelleri, eğitim ve istihdama erişimde yaşanan güçlükler, aile birleşiminin engellenmesi ve sağlık hizmetlerine ulaşamama gibi yapısal sorunlar da ruhsal iyilik halini olumsuz yönde etkilemektedir. Buna karşın, uygun psikososyal destek ve erişilebilir ruh sağlığı hizmetlerinin mültecilerde depresyon, anksiyete ve travma belirtilerini anlamlı ölçüde azaltabildiği gösterilmiştir.

Mültecilerin ruh sağlığına ilişkin yaklaşım yalnızca klinik bir mesele olarak ele alınamaz. Ruh sağlığı her zaman insan hakları, sosyal adalet ve toplumsal eşitlik perspektifleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Mültecilerin yaşadığı ruhsal sıkıntılar bireysel sorunların değil; savaşların, zorla yerinden edilmelerin, ayrımcılığın ve hak ihlallerinin sonuçlarıdır. 

Türkiye Psikiyatri Derneği Mülteci ve Göçmen Ruh Sağlığı Çalışma birimi olarak;
Mültecilerin sağlık hizmetlerine eşit ve ayrımcılıktan uzak biçimde ulaşma hakkını savunuyoruz.
Ruh sağlığı hizmetlerinin kültürel açıdan duyarlı, dil desteği sağlayan ve travma bilgisine dayalı yaklaşımlarla sunulmasının gerekliliğini vurguluyoruz.

Çocuk, ergen, kadın, yaşlı ve engelli mültecilerin özgül ruh sağlığı ihtiyaçlarının gözetilmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.

Nefret söylemi, yabancı düşmanlığı, damgalama ve ayrımcı politikaların hem bireysel hem toplumsal ruh sağlığı üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını ifade ediyoruz.

Devletleri ve uluslararası kuruluşları, mültecilerin korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeye ve ruh sağlığı hizmetlerine yatırım yapmaya çağırıyoruz.

Ruh sağlığının, barınma, eğitim, çalışma, güvenlik ve sosyal katılım haklarından ayrı düşünülemeyeceğini bir kez daha hatırlatıyoruz ve zorla yerinden edilmiş insanların yalnızca hayatta kalma değil, onurlu bir yaşam sürme hakkına sahip olduklarını vurguluyoruz. 

Mültecilerin haklarının korunması, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi ve ruh sağlığının temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınması için tüm kurumları, meslek örgütlerini ve toplum kesimlerini ortak sorumluluk almaya davet ediyoruz.

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle; savaşlar, silahlı çatışmalar, insan hakları ihlalleri, siyasi baskılar, ayrımcılık, iklim krizi ve yoksulluk nedeniyle zorla yerinden edilen milyonlarca insanla dayanışmamızı bir kez daha ifade ediyoruz.

Türkiye Psikiyatri Derneği Göçmen ve Mülteci Ruh Sağlığı Çalışma Birimi