Bölge halkının ihtiyaçları öncelikli olarak karşılanmalı; afet yönetimine yönelik bir Afet Bakanlığı kurulmalı; afet durumlarında uygulanacak ulusal düzeyde bir Ruh Sağlığı Eylem Stratejisi oluşturulmalı; ruh sağlığı ve psikososyal destek hizmetleri ise bütüncül bir yaklaşımla yeniden planlanmalıdır. 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Üç yıl önce bugün, art arda meydana gelen depremlerle ülke tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşandı. Binlerce yurttaşımız yıkıntılar altında yaşamını yitirdi; pek çoğu enkaz altında kurtarılmayı beklerken hayatını kaybetti, bazılarına ise hiç ulaşılamadı. Yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Bedensel, ruhsal ve sosyal boyutlarıyla sağlığı derinden etkileyen bu sürecin yaraları ancak kısmen sarılabildi. Depremden sağ kalanlar için yaşam, tüm zorluklarıyla birlikte devam etmektedir. Başta depremi doğrudan yaşayanlar olmak üzere, ülke genelinde milyonlarca insanı bedensel ve ruhsal açıdan etkileyen bu afetin sonuçları, aradan üç yıl geçmiş olmasına rağmen deprem bölgesinde etkisini sürdürmektedir. 6 Şubat depremlerinin yıkıcı etkisi, yalnızca deprem anında yaşanan fiziksel yıkımlarla sınırlı kalmamış; kurtarma faaliyetlerindeki yetersizlikler, kurumlar arası koordinasyon eksikliği, temel ihtiyaçların karşılanmasında yaşanan aksaklıklar, giderilemeyen kayıplar, eşitsiz yardımlar, ihmaller zinciri ve hizmetlere erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle daha da derinleşmiştir. Binlerce yurttaş hâlen konteyner kentlerde yaşamını sürdürmekte; güvenli, sağlıklı ve sosyal açıdan elverişli koşullardan yoksun bir biçimde barınmaktadır. Kalıcı konutlara ne zaman geçilebileceğine ilişkin belirsizlik devam etmektedir. Deprem sonrası pek çok yurttaş farklı kentlere göç etmek zorunda kalmış; bu kişiler iş bulma, eğitimlerini sürdürme, güvenli barınma ve yeterli beslenme gibi temel alanlarda yaşadıkları güçlüklerle çoğu zaman bireysel olarak baş etmek durumunda kalmıştır. Bu yönleriyle depremin yıkıcı etkileri, yalnızca deprem bölgesiyle sınırlı kalmayarak tüm toplum kesimleri için artarak devam etmektedir. Deprem gibi afetlerin uzun dönemde ortaya çıkardığı en önemli ruhsal hastalıklar, uzamış yas, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, alkol madde kullanımı, kaygı bozukluklarıdır. Depremin doğrudan veya dolaylı olarak etkilediği illerde dahi bu etkilenmenin azaltılması için yeterli bir çabanın olmadığı görülmektedir. Bilinmektedir ki depremin erken ve geç döneminde yaşanan ruhsal sorunların kronikleşmesindeki en önemli etkenler kayıplarla ilgili yaşanan çaresizlik hissi ve yalnızlıktır. Toplumun tüm kesimlerinin ve sivil toplum örgütlerinin depremi yaşayanlarla dayanışmak için gösterdiği büyük çabanın depremden etkilenenlerin iyilik halinin tüm bileşenlerine olumlu etkisi yadsınamaz ise de toplumun esenliğini ve güvenliğini sağlamadan sorumlu kamu otoritelerinin eksik bıraktıkları nedeniyle yaşanan kayıplar sürmekte, depremin ilk anından itibaren yaşanan çaresizlik hissi çeşitli hak kayıplarıyla perçinlenmektedir. İhmal kaynaklı can ve mal kayıplarıyla ilgili hak aramak amacıyla açılan davalarda, sorumluların yargılanmasından uzak, toplumda adalet algısını sarsan bir süreç yaşanmaktadır. Depreme uyumlu olmayan yapıların varlığının tek sorumlusunun müteahhitler olmadığı açıktır ancak gerçek sorumluların yargılanmasından uzak bir yaklaşım sürdürülmektedir. Depremin yıkıcı etkilerinin yanında rezerv alan adı altında ciddi hak gaspı ile karşı karşıya kalınmıştır. Çok sayıda yurttaşımızın kaybolan yakınlarına ulaşamadığına, halen yakınlarının nerede olduğunu bilemediklerine ve bu belirsizlikle yaşamaya çalıştıklarına üzülerek tanık oluyoruz. Öte yandan kaybolan çocuklarla ilgili tartışmalar devam etmekte, çocuklara ne olduğu halen bilinmemektedir. Deprem sonrasında etkilenen bireylerin tüm ihtiyaçlarının karşılanması ve uğradıkları kayıpların giderilmesi kamusal bir haktır. Toplumsal yaraların sarılmasında en temel adımlardan biri, bireylere kamu kurumları tarafından değer verildiğinin hissettirilmesi, herkese eşit yaklaşıldığının görülmesi ve adaletin tesis edildiğine dair güvenin sağlanmasıdır. Aradan geçen üç yıllık süreçte, kalıcı konutların dağıtımında dahi şaibe iddialarının gündeme gelmesi, hukuki süreçlerin uzatılması, sorumluların etkin biçimde yargılanmasından uzak bir adalet mekanizmasının işletilmesi ve yurttaşların mevcut haklarını dahi kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılması bu güveni zedelemektedir. Ülkemiz bir deprem ülkesidir. Depremlerin fiziksel, sosyal ve ruhsal etkilerini azaltmanın en temel koşulu, tüm kurumların afet bilinciyle hareket etmesi, olası depremlere hazırlıklı olması ve bilimin gerektirdiği tüm önlemleri kararlılıkla hayata geçirmesidir. Buna karşın, mevzuatta yer almasına rağmen pek çok önlemin uygulamada karşılık bulmadığı; insan yaşamına mal olan usulsüzlüklerin cezasız bırakıldığı görülmektedir. Bu durum hem ciddi bir kaygı yaratmakta hem de kaçınılmaz olarak yaşanacak yeni depremler karşısında toplumu çaresiz ve güvencesiz hissettirmektedir. Oysa depreme hazır olmak; toplumsal bir örgütlenmeyi, tüm kurumların eşgüdüm içinde çalışmasını, ilgili meslek gruplarıyla iş birliğini ve afetlere bütüncül bir yaklaşımla hazırlanmayı zorunlu kılmaktadır. Türkiye Psikiyatri Derneği, 6 Şubat depremleri öncesinde kurulan Afetlere Hazırlık ve Müdahale Birimi aracılığıyla, depremin ilk anından itibaren tüm kurullarını etkinleştirerek harekete geçmiş; gerek depremi doğrudan yaşayan illerde gerekse göç edilen illerde etkilenen yurttaşlarla dayanışma içinde olmuştur. Depremin etkilerinin azaltılması ve yaraların sarılması amacıyla olanakları ölçüsünde sorumluluk üstlenmiş, sürece aktif katkı sunmaya çalışmıştır. 6 Şubat sonrasında bölgede devam eden sorunların takibini sürdürmekte; sahada çalışan ruh sağlığı uzmanlarıyla koordinasyon içinde, ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda hem depremden etkilenen yurttaşlara hem de ruh sağlığı çalışanlarına yönelik desteğini devam ettirmektedir. Afetlere Hazırlık ve Müdahale Birimi, sahada edinilen deneyimler ve derneğin kuruluşundan bu yana oluşan bilgi birikimi doğrultusunda, 22 şubede örgütlü ekipleriyle, olası afetlere daha organize ve çok yönlü biçimde hazırlık çalışmalarını sürdürmektedir. Bilindiği üzere; depremler öncesinde, sırasında ve sonrasında afetin gerçekliğiyle uyumlu, etkili ve sürdürülebilir müdahaleler ancak merkezi ve yerel kamu kurumlarının, meslek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliği içinde ve organize hareket etmeleriyle mümkündür. Türkiye, bu iş birliği ve dayanışma kültürünü, açık bir yetki ve sorumluluk paylaşımı çerçevesinde, gecikmeksizin hayata geçirmek zorundadır. Daha önce de defalarca vurguladığımız üzere, acilen bir Afet Bakanlığı kurulmalı; 6 Şubat depremleri sırasında işlevsel olmadığı açıkça görülen Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP), yaşanan aksaklıklar ve hatalar göz önünde bulundurularak, meslek örgütlerinin katılımıyla yeniden ele alınmalı ve yeniden yazılmalıdır. Mevcut TAMP’ta, psikiyatrik ve psikososyal hizmetler; acil durum çalışma grupları içinde yer alan ve Sağlık Bakanlığı sorumluluğundaki Afet Sağlık Grubu yerine, Ön İyileştirme Çalışma Grupları arasında tanımlanmış ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı sorumluluğuna verilmiştir. Bu hatalı planlama, afet sonrası acil ruh sağlığı müdahalelerini işlevsiz hâle getirmiş, psikiyatrik ve psikososyal hizmetlerin acil sağlık hizmetleriyle bağını koparmıştır. Afet bölgesinde psikiyatrik tedavilerin kesintiye uğraması ve hastaların bakım-destek mekanizmalarını kaybetmesi sonucunda oluşan erken dönem sağlık yükü öngörülememiş; bu durum, ölümlere varan sağlık krizlerine yol açmıştır. Bu deneyimlerden gerekli dersler çıkarılmalı; başta Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Psikiyatri Derneği olmak üzere ilgili uzmanlık ve meslek dernekleri, kamu kurumları ve üniversitelerin katılımıyla, ülkemizin ihtiyaçlarını gözeten ve bilimsel verilerle uyumlu bir Afetlerde Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Stratejisi ivedilikle oluşturulmalıdır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Türkiye Psikiyatri Derneği Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu Afetlere Hazırlık ve Müdahale Birimi