Toplum Sağlığını Tehdit Eden Şiddet ve Ayrımcılığa Karşı Durmak ve Dayanışmak Temel Bir Haktır

Cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve cinsiyet ifadesine göre insanlar geniş bir çeşitlilik gösterirler. Bu özellikler kişiyi daha az ya da çok sağlıklı kılmazlar ancak kişilerin bir gruba dahil olduğu varsayılarak maruz bırakıldıkları damgalanma, ayrımcılık, kimlik temelli nefret söylemi ve şiddet ruhsal ve bedensel sağlığı olumsuz etkiler.  Kadınlar, lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseksler  (LGBTİ+) birçok toplumda yoğun ayrımcılık ve şiddete maruz kalmaktadır. Sadece kimlik özellikleri nedeniyle yaşam hakkı da dahil olmak üzere birçok haklarından mahrum bırakılmaktadır. Bu şiddet ve hak ihlalleri sadece maruz bırakılanları değil bütün toplumu yaralar. Bu şiddet karşısında örgütlenmek ve mücadele vermek en temel insan hakları arasındadır. Dahası benzer zorluklar yaşayan kişilerin bir araya gelmesi, dayanışması, örgütlenmesi onları ruhsal ve sosyal olarak güçlendirir, zorluklara karşı dayanıklı kılar. 

 

Yıllardır İstanbul Sözleşmesinin gerektiği gibi uygulanması için süregelen eylemler, son aylarda sözleşmeden geri çekilme kararını protestoya dönmüştür. Sözleşmeyi onaylayarak kadına yönelik şiddeti önleme konusunda taahhütte bulunan devletin geri adım atmasına yaşam hakkı dahil tüm hakları tehdit altında olan kadınlar, bu gelişmenin doğuracağı olumsuzlukları gören toplum tarafından doğal olarak tepki gösterilmekte, kararlılık sergilenmektedir.

 

Varlığı inkar edilerek, bilimsel, tıbbi dayanak olmaksızın hastalıklı ilan edilerek, geçerli bir nedeni olmaksızın kamusal yaşam için tehlikeli gösterilerek elbirliğiyle yaşamları ve sağlıkları tehdit edilen LGBTİ+'ların hak ve özgürlük mücadelesinde önemli yeri olan Onur Haftası etkinlikleri yasaklanmakta ve şiddetle karşılanmaktadır. Kamusal alanda LGBTİ+ görünürlüğünün ne ahlak ne sağlık ne de ruhsal gelişim için olumsuz etkisi vardır.

 

Kadın ve LGBTİ+ haklarıyla ilgili barışcıl ve demokratik haklara dayanan eylemlerin yasaklanması, katılanlara ve çevredekilere uygulanan baskı ve şiddet kabul edilemez. Bu uygulamaların dayandığı yapısal ayrımcılığın ötesinde, sergilenen tutum toplumun önemli bir bölümüne yönelik nefreti ve düşmanlığı cesaretlendirmekte, toplumsal yaşam ve halk sağlığı açısından endişe uyandırmaktadır.

 

Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu