24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü Açıklaması

psikiyatri.org.tr /

24 Mayıs Dünya Şizofreni Farkındalık Günü, yalnızca bir hatırlatma günü değil bildiklerimizi sorumluluğa dönüştürme günüdür.

Şizofreni; kişinin düşüncelerini, duygularını, algısını ve günlük yaşamını etkileyebilen ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Ancak şizofreni umutsuzluk demek değildir. Erken destek, düzenli tedavi, güvenli ilişkiler, aile ve toplum desteğiyle birçok kişi eğitimine, işine, sosyal yaşamına ve hayallerine devam edebilir. Şizofreniyle yaşayan insanlar yalnızca bakım alan kişiler değildir; kendi yaşamlarının öznesi olan, karar veren, üreten ve katılan bireylerdir.

Küresel veriler, dünyada yaklaşık 1,2 milyar kişinin bir ruhsal sağlık sorunuyla yaşadığını göstermektedir. Şizofreni de dünya genelinde hastalık yükü en yüksek ruhsal bozukluklardan biridir. Bu yük yalnızca belirtilerden ibaret değildir. Şizofreni tanısı olan kişiler, toplumun geneline göre ortalama 15–20 yıl daha erken yaşamını yitirebilmektedir. Bu kaybın önemli bir bölümü kalp-damar hastalıkları, diyabet, solunum hastalıkları ve benzeri önlenebilir ya da izlenebilir fiziksel sağlık sorunlarıyla ilişkilidir. Bu nedenle şizofreni bakımında yalnızca ruhsal belirtilere değil, beden sağlığına da özen gösterilmelidir.

Bugün en büyük sorunlardan biri hâlâ hizmete erişimdir. Dünyada psikotik bozukluğu olan kişilerin yalnızca yaklaşık üçte biri uzman bakıma ulaşabilmektedir. Türkiye’de de bu sorun farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Büyük şehirlerde randevuya ulaşmak, düzenli izlem sürdürmek ve psikososyal destek almak zor olabilir. Kırsal bölgelerde ise uzman hizmete mesafe, ulaşım gideri ve mahremiyet kaygısı daha belirgin hale gelir. Bazı kişiler hastaneye ulaşsa bile bakım sürekliliği kuramaz; taburculuk sonrası destek, aile danışmanlığı, evde izlem, iş ve eğitim desteği yeterince düzenli yürütülemez. Damgalanma da bu tabloyu ağırlaştırır. Şizofreni tanısı olan kişiler çoğu zaman korkuyla, önyargıyla ya da dışlanmayla karşılaşır. Bu önyargı bazen ailede, iş yerinde, okulda, medyada ve ne yazık ki sağlık hizmetlerinin içinde bile görülebilir.

Yerleşim birimlerinde toplum temelli ruh sağlığı merkezlerinin erişilebilir hale gelmesi için çalışılmalıdır. Bu merkezler yalnızca ilaç takibi yapan yerler olmamalı; psikoeğitim, aile görüşmeleri, kriz planı, ev ziyareti, sosyal hizmet desteği, işe ve eğitime dönüş programları sunmalıdır. Psikiyatri klinikleri, aile hekimliği ve diğer branşlar arasında düzenli sevk ve geri bildirim sistemi kurulmalıdır. Şizofreni tanısı olan herkes için fiziksel sağlık izlemi yapılmalı; taburculuk sonrası izlem sistemi oluşturulmalı; gelişen teknoloji araçlarının randevu ve tedavi takibinde kolaylaştırıcı olması için çalışılmalı; ilaca erişimde kesinti yaşanmaması için geri ödeme süreçleri sadeleştirilmeli ve ilaç temininde son yıllarda sık yaşanan sorunlar için önlem alınmalı; psikososyal destekler eşit biçimde erişilebilir olmalıdır. Medya çalışanları için damgalamayı azaltan haber dili kılavuzları hazırlanmalı; okullarda ve iş yerlerinde ruh sağlığı okuryazarlığı eğitimleri verilmelidir.

Bugün hepimizin sorumluluğu var. Dilimizi, tutumlarımızı ve hizmet biçimlerimizi gözden geçirmeliyiz. Politika yapıcılar, ruh sağlığı hizmetlerini yalnızca hastane yatağı sayısıyla değil; süreklilik, erişim, insan hakları, toplumsal katılım ve yaşam kalitesiyle değerlendirmelidir. Medya, şizofreniyi korku ve tehlike başlıklarıyla değil; gerçek bilgi, hak temelli yaklaşım ve insan hikâyeleriyle ele almalıdır. Toplum olarak da mesafe yerine dayanışmayı, önyargı yerine bilgiyi, suskunluk yerine birlikte konuşmayı seçmeliyiz. Şizofreni tanısı olsun olmasın hepimiz aynı hayatın içindeyiz. Unutmamalıyız ki şizofreni tanılı bireylerin de hakları, sesleri, emekleri, ilişkileri, umutları ve gelecekleri vardır. Farkındalık, ancak bakıma, eşitliğe ve birlikte yaşam iradesine dönüştüğünde gerçek anlamını bulur.

Umutla ve dayanışmayla…

Psikiaytri derneği